Ramazan Sohbetleri – 16
Ramazan çoğu zaman eksik anlatılıyor. Konuşmaların büyük kısmı sofralar etrafında dönüyor; sahurda ne yenileceği, iftarda ne pişeceği, hangi tatlının yapılacağı, hangi davetin verileceği… Oysa Ramazan’ın asıl hikâyesi sofrada değil, insanın içinde başlıyor. Çünkü oruç, midenin boş kalmasından çok daha fazlasıdır; insanın iç dünyasının yeniden düzenlenmesidir.
Aç kalmak, işin en görünen tarafıdır. Fakat Ramazan’ın gerçek amacı açlığı hissettirmekten ibaret olsaydı, bu ibadet yalnızca bedene hitap eden geçici bir mahrumiyet olurdu. Halbuki oruç, insanın sadece bedenine değil, aklına, kalbine, diline, eline, yürüyüşüne, niyetine yönelen çok katmanlı bir terbiyedir. Ramazan, insanı dışarıdan değil içeriden değiştirmek ister.
İnsan normal zamanlarda hayatı çoğu kez alışkanlıkla yaşar. Yer, içer, konuşur, öfkelenir, acele eder, kırar, unutur. Kendi sözünü, bakışını, niyetini çoğu zaman sorgulamaz. Ramazan işte bu otomatik akışı bozar. İnsana bir duraklama alanı açar. “Ne yapıyorum, nasıl yaşıyorum, kime dönüşüyorum?” sorularını sordurur. Bu yüzden Ramazan, sadece ibadet ayı değil, aynı zamanda bir muhasebe ayıdır.
Gerçekten bakıldığında oruç önce midede değil, zihinde başlar. Düşüncenin de orucu vardır. Kötü zanlardan uzak durmak, hasedi büyütmemek, başkalarının kusuruyla zihni kirletmemek, kalpte karanlık üreten düşünceleri azaltmak… Çünkü insanı bozan şey çoğu zaman sadece yaptığı yanlışlar değil, içinde taşıdığı gizli kirlerdir. Ramazan bu iç gürültüyü fark ettirir. İnsana, başkalarıyla uğraşmadan önce kendi içindeki taşkınlıkları görmeyi öğretir.
Sonra dil gelir. Belki de insanın en kolay günaha sürüklenen yanı dilidir. Bir sözle gönül yapılır, yine bir sözle gönül yıkılır. Nice insanlar vardır ki açlığa sabreder ama öfkesine sabredemez. Gün boyunca oruç tutar ama dili başkalarının haysiyetini incitir. Oysa orucun derin anlamı burada başlar: Açlık, dili terbiye etmiyorsa, insan hâlâ nefsinin emrindedir. Ramazan, susmayı değil; doğru konuşmayı öğretir. Gereksiz sözü azaltmayı, kırıcı sözü terk etmeyi, yalanı bırakmayı, dedikodudan sakınmayı öğretir. Çünkü bazen insanın midesi değil, dili taşkındır.
Ellerin de orucu vardır. El yalnızca tutan, taşıyan, çalışan bir organ değildir; insanın dünyaya müdahale etme biçimidir. Bir el yardım eder, bir el incitir. Bir el inşa eder, bir el bozar. Ramazan, elin kötülükten çekilmesini ve iyiliğe açılmasını ister. Başkasının hakkına uzanmayan, zulme ortak olmayan, yardım için açılan eller… Oruç burada soyut bir ibadet olmaktan çıkar; ahlâkî bir eyleme dönüşür. Çünkü oruç tutan insanın eli daha merhametli olmalıdır.
Ayakların, daha doğrusu gidişlerin de orucu vardır. İnsan nereye yürüdüğüyle kim olduğunu belli eder. Hangi ortamlarda bulunduğu, neyin peşinden gittiği, neye yöneldiği, hangi kapılardan içeri girdiği… Ramazan, insana yönünü sorma ayıdır. Kötülüğe götüren yollardan çekilmek, hayra doğru yürümek, bir dostun gönlünü almaya gitmek, bir büyüğü ziyaret etmek, bir ihtiyaç sahibine ulaşmak… Bazen bir insanın maneviyatı, secdesinden önce yürüdüğü yolda görünür.
Ama bütün bunların merkezinde kalp vardır. Çünkü kalp bozulduğunda davranış da bozulur. Kalp katıysa söz sertleşir, bakış kararır, niyet kirlenir. Ramazan, kalbin orucunu en çok hatırlatan aydır. Kalbin orucu; kibri azaltmaktır, kini taşımamaktır, hasedi söndürmektir, affetmeyi öğrenmektir. İnsanın içindeki gizli büyüklük duygusunu kırmaktır. Çünkü açlık insana şunu öğretir: Sen güçlü değilsin, muhtaçsın. Her lokma bir nimettir, her yudum bir bağıştır. Bu fark ediş, kalbi yumuşatır. Yumuşayan kalp ise insanı yeniden insan yapar.
Belki de Ramazan’ın en çarpıcı tarafı tam burada ortaya çıkar: Bu ay, insana ihtiyaçlarını değil, bağımlılıklarını gösterir. Sadece yemeğe değil; öfkeye, aceleye, gösterişe, konfora, alışkanlığa, kendini merkeze koymaya ne kadar bağlı olduğunu fark ettirir. Oruç, insanın nefsine “Her istediğin şey senin hakkın değildir” demesidir. Modern çağın en büyük problemi tam da burada değil mi? Her arzunun meşru, her isteğin vazgeçilmez sanılması… Ramazan bu gidişe itirazdır. İnsana sınır koymayı öğretir. Ve insan, biraz da sınırları sayesinde insan kalır.
Bu yüzden Ramazan ayı sadece ibadetlerin arttığı bir mevsim değildir. Aynı zamanda insanın kendi taşkınlığına çekidüzen verdiği bir ahlâk mektebidir. Bir ay boyunca aç kalmak, aslında insanın içindeki fazlalıkları fark etmesi içindir. Fazla konuşmayı, fazla öfkelenmeyi, fazla tüketmeyi, fazla yargılamayı, fazla bencilliği azaltmak içindir. Oruç, insanı eksilterek değil, arındırarak büyütür.
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de belki budur. Daha çok bilgi değil; daha çok iç denetim. Daha çok görünür dindarlık değil; daha çok görünmeyen ahlâk. Daha çok kalabalık değil; daha çok vicdan. Ramazan, tam da bu yüzden kıymetlidir. Çünkü bize ne kadar ibadet ettiğimizden önce, nasıl bir insan olduğumuzu sorar.
Sonunda mesele şuraya varır: İnsan bütün gün aç kalabilir. Ama eğer kalbi katıysa, dili hoyratsa, zihni kirliyse, eli haksızsa, yönü yanlışsa, oruç hedefini bulmamış demektir. Gerçek oruç, akşam ezanıyla biten değil; insanda iz bırakan oruçtur. Mideyi sustururken vicdanı uyandıran oruçtur. Bedeni durdururken ruhu harekete geçiren oruçtur.
Ramazan’ın en büyük dersi belki de budur: İnsan, yemeyi bırakınca değil; kötülüğü bırakınca olgunlaşır.

Bultürk Derneği Sakarya Üniversitesi’nde “Rumeli’ye Geçiş” Konferansı ve “Kırcaali Efsanesi” Belgesel Gösterimi Düzenledi
Bayrampaşa’da Protokol ve Vatandaşlar Yeşil Camii’nde Bayramlaştı
Kurban Bayramımız Mübarek Olsun!
Bayrampaşa’da 19 Mayıs Coşkusu
Bayrampaşa 15 Temmuz Demokrasi Otogarı’nda otobüs firmalarına bilet fiyatı denetimi
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun!
Bayrampaşa’da Vefa Günü: Sabri Akpınar Parkı Açıldı
Bayrampaşa’da Kurban Vekaletlerine Kızılay’a Destek
Bayrampaşa: Bir İlçenin Ardındaki Medeniyet, Devlet Aklı ve İnsan İnşası