Yazılar

Bayrampaşa: Göçün, Emeğin ve Şehir Hafızasının İstanbul’daki Adı

Rafet ULUTÜRK

İstanbul’u yalnızca Boğaz’dan, tarihî yarımadadan, saraylardan, meydanlardan ve gökdelenlerden okumak eksik kalır.
Çünkü İstanbul’un gerçek hikâyesi biraz da mahallelerinde yazılmıştır.
O mahallelerden, o ilçelerden biri de Bayrampaşa’dır.
Bugün 11 mahallesi, yaklaşık 280 bin yerleşik nüfusu, güçlü ulaşım ağı, ticaret merkezleri, sanayi alanları, eğitim ve sağlık kurumlarıyla Bayrampaşa; İstanbul’un merkezî ilçelerinden biridir. Fakat Bayrampaşa’nın gerçek ağırlığını yalnızca nüfusuyla ölçmek mümkün değildir.

Çünkü gün içerisinde ilçeye çalışmak, alışveriş yapmak, sağlık hizmeti almak, eğitim görmek, seyahat etmek veya ticaret yapmak amacıyla gelenlerle birlikte Bayrampaşa’nın taşıdığı insan hareketliliği katlanarak artmaktadır.
Bu nedenle Bayrampaşa yalnızca insanların yaşadığı bir ilçe değildir.
Aynı zamanda İstanbul’un çalıştığı, ürettiği, hareket ettiği ve Türkiye’ye açıldığı merkezlerden biridir.
Ancak Bayrampaşa’yı gerçekten tanımak istiyorsak bugünün caddelerinden biraz geriye yürümek gerekir.
Çünkü bu toprakların altında sadece beton değil, tarih vardır.

FETİHTEN BUGÜNE UZANAN BİR COĞRAFYA

Bayrampaşa’nın hikâyesi Cumhuriyet döneminde başlamadı.
1453 yılında Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u kuşattığında bugünkü Bayrampaşa ve çevresi askerî yığınak, lojistik ve karargâh alanlarından biri olarak önem taşıyordu.
İstanbul’un fethinden sonraki dönemlerde de bölgenin askerî ve stratejik niteliği devam etti.
Kışlalar, hastaneler, savunma yapıları ve su tesisleri bu coğrafyanın Osmanlı İstanbul’u açısından önemini ortaya koyuyordu.
1827 yılında yaptırılan Maltepe Askerî Hastanesi bunun en önemli tarihî şahitlerinden biridir.
Geniş avlusu, yüksek tavanları, büyük koğuşları ve dönemin askerî mimarisini yansıtan yapısıyla bu eser, Bayrampaşa’nın yalnızca yakın geçmişinin değil, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan hafızasının da taşıyıcısıdır.
Mimar Sinan’ın İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak amacıyla kurduğu su sistemlerinin, maslakların ve su terazilerinin izleri de bu bölgenin geçmişinde önemli bir yer tutmaktadır.
Bugün bunlardan çok azının ayakta kalmış olması bize başka bir gerçeği hatırlatıyor:
Şehirler sadece yeni binalar yaparak büyümez; geçmişlerini koruyabildikleri ölçüde kimlik kazanırlar.
Bayrampaşa’nın geleceği konuşulurken tarihî hafızasının korunması bu nedenle bir nostalji meselesi değil, şehir kimliği meselesidir.

BAYRAMPAŞA’NIN HARCI BALKANLARDAN GELDİ

Bayrampaşa’nın bugünkü sosyal dokusunu oluşturan en önemli unsurlardan biri Balkan göçleridir.
Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki hâkimiyetinin sona ermesiyle birlikte milyonlarca Müslüman Türk ve Müslüman topluluk Anadolu’ya ve İstanbul’a doğru göç etmek zorunda kaldı.
Bu büyük tarihî hareketliliğin izlerinden biri de Bayrampaşa’ya düştü.
1927 yılında Bulgaristan’ın Filibe bölgesinden gelen göçmenlerin yöreye yerleşmesi, Bayrampaşa’nın modern yerleşim tarihindeki önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Bu insanlar geldiklerinde bugünkü Bayrampaşa yoktu.
AVM’ler yoktu.
Metro yoktu.
Yoğun apartmanlaşma yoktu.
Büyük caddeler yoktu.
Bağlar, bahçeler, bostanlar ve çiftlikler vardı.
Göçmenler toprağı işledi.
Hayvancılık yaptı.
Bağcılık yaptı.
Evini yaptı.
Çocuğunu yetiştirdi.

Komşusuyla dayanıştı.
Ve zaman içerisinde bir şehrin temellerini attı.
Velibey, Demirkapı, Ferhatpaşa ve Cicoz çiftliklerinin bulunduğu alanlar, o günlerin Bayrampaşa’sının ekonomik hayatının parçalarıydı.
Bugün binlerce aracın geçtiği, işyerlerinin sıralandığı Numunebağ ve Abdi İpekçi Caddesi çevrelerinde bir zamanlar bağların bulunması, yaşanan dönüşümün büyüklüğünü anlamak açısından son derece çarpıcıdır.

BAVULLARLA GELENLER BİR ŞEHİR KURDU

1927’de Bulgaristan’dan başlayan göç süreci sonraki yıllarda devam etti.
1950’lerde Makedonya’dan, ilerleyen yıllarda Yugoslavya coğrafyasından ve özellikle Boşnak nüfusun bulunduğu bölgelerden gelen yeni göç dalgaları Bayrampaşa’nın sosyal yapısına katıldı.
Dolayısıyla Bayrampaşa’nın hikâyesini Balkanlar’dan bağımsız anlatamazsınız.
Rodopların,
Filibe’nin,
Kırcaali’nin,
Üsküp’ün,
Prizren’in,
Saraybosna’nın,
Sancak’ın,
Kosova’nın
ve Rumeli’nin başka şehirlerinin hatıraları bir şekilde Bayrampaşa sokaklarında yaşamaya devam etti.

İnsanlar yalnızca bavullarını getirmedi.
Dillerini getirdiler.
Yemeklerini getirdiler.
Türkülerini getirdiler.

Düğünlerini getirdiler.
Komşuluk kültürünü getirdiler.
Aile anlayışlarını getirdiler.
Çalışma ahlaklarını getirdiler.
En önemlisi de kaybettikleri vatan coğrafyasının hatırasını getirdiler.
Bu nedenle Bayrampaşa’nın tarihini anlatırken “göçmenler buraya yerleşti” demek yetersizdir.
Daha doğru ifade şudur:
Göçmenler Bayrampaşa’yı inşa eden asli toplumsal güçlerden biri oldu.

BAYRAMPAŞA BİR GÖÇMEN İLÇESİNDEN FAZLASIDIR

Fakat Bayrampaşa’nın toplumsal yapısı yalnızca Balkan göçlerinden oluşmadı.
1955 yılında İstanbul’da Vatan ve Millet Caddelerinin açılması sırasında evleri istimlak edilen vatandaşların bir bölümü Sağmalcılar çevresine yerleşti.
Ardından Türkiye’nin 1950 sonrasında hızlanan kentleşme süreci başladı.
Anadolu’dan İstanbul’a büyük göç dalgaları geldi.
İş arayanlar, çocuklarına daha iyi eğitim imkânı sağlamak isteyenler, sanayide çalışmaya gelenler Bayrampaşa’yı tercih etti.

Böylece Balkan muhacirlerinin getirdiği şehir ve mahalle kültürü ile Anadolu’nun farklı bölgelerinden gelen insanların kültürü aynı sokaklarda buluştu.
Bayrampaşa’nın belki de en önemli zenginliği buradadır.
Bir tarafta Rumeli.

Bir tarafta Anadolu.
Bir tarafta eski İstanbul.
Hepsi aynı ilçede birbirine karıştı.
Bayrampaşa böyle doğdu.

SAĞMALCILAR’DAN BAYRAMPAŞA’YA

Şehirlerin tarihinde acı dönemler de vardır.
Bayrampaşa’nın eski adı Sağmalcılar’dı.
Hızlı ve plansız kentleşmenin beraberinde getirdiği altyapı sorunları nedeniyle temiz su sistemlerine atık su karışması, bölgede ağır bir sağlık krizine yol açtı.
Kolera salgını nedeniyle Sağmalcılar adı uzun süre kamuoyunda hastalıkla birlikte anıldı.
Bunun ardından bölgenin adı, IV. Murad döneminin sadrazamlarından Bayram Paşa’nın burada bulunan çiftliğiyle ilişkilendirilerek 1971 yılında Bayrampaşa olarak değiştirildi.

Bazen bir şehrin adı değiştirilir.
Fakat asıl mesele tabelayı değiştirmek değil, kaderi değiştirmektir.
Bayrampaşa bunu başardı.
Bir salgın ve altyapı kriziyle anılan bölgeden, İstanbul’un önemli ticaret, ulaşım ve yaşam merkezlerinden birine dönüştü.

TARIMDAN SANAYİYE, SANAYİDEN TİCARETE

1970 öncesinde Bayrampaşa’nın ekonomik hayatında tarım önemliydi.
Fakat İstanbul büyüdükçe Bayrampaşa da değişti.
Bağların yerini apartmanlar aldı.
Tarlaların yerini işyerleri aldı.
Çiftliklerin yerini sanayi siteleri aldı.
Küçük ve orta ölçekli üretim hızla gelişti.
Otomotiv yedek parçaları, elektrik-elektronik, kalıpçılık, plastik, metal işleme, tekstil, hırdavat ve birçok farklı üretim alanı Bayrampaşa ekonomisinin temelini oluşturdu.
Bu üretim kültürü önemlidir.
Çünkü Bayrampaşa’nın yükselişinin arkasında ranttan önce emek vardır.
Atölyesinde çalışan usta vardır.
Sabah kepenk açan esnaf vardır.
Fabrikaya giden işçi vardır.
Dükkânını çocuğuna devreden aile vardır.
Yıllarca aynı sokakta ticaret yapan insanlar vardır.
Bayrampaşa’nın marka değerinin asıl kaynağı işte budur.

İSTANBUL’UN TÜRKİYE’YE AÇILAN KAPISI

1994 yılında hizmete giren İstanbul Büyük Otogarı, Bayrampaşa’nın şehir içerisindeki rolünü tamamen değiştiren yatırımlardan biri oldu.
Türkiye’nin dört bir yanından İstanbul’a gelen milyonlarca insanın ilk gördüğü yerlerden biri Bayrampaşa oldu.

Edirne’den gelen de burada indi.
Kars’tan gelen de.
Trabzon’dan gelen de.

Diyarbakır’dan gelen de.
İzmir’den gelen de.
Bursa’dan gelen de.
Bu nedenle Büyük İstanbul Otogarı sadece bir ulaşım tesisi değildir.

O, Anadolu ile İstanbul arasındaki büyük insan hareketliliğinin kapılarından biridir.
Bayrampaşa böylece yalnızca İstanbul içinde bir ulaşım merkezi değil, İstanbul ile Türkiye arasındaki önemli kavşaklardan biri hâline geldi.
Metro ağının gelişmesi de ilçenin stratejik değerini artırdı.
Bugün Bayrampaşa’dan İstanbul’un birçok önemli merkezine kısa sürede ulaşılabilmesi ilçenin hem konut hem ticaret açısından cazibesini yükseltiyor.

BAYRAMPAŞA’NIN İKİNCİ BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜ

1990 yılında ilçe statüsünü kazanan Bayrampaşa, özellikle 1990’lı yıllardan sonra büyük bir fiziksel ve sosyal dönüşüm yaşadı.
Altyapı yatırımları yapıldı.
Parklar oluşturuldu.
Spor alanları açıldı.
Kültür merkezleri kuruldu.

Eğitim ve sosyal hizmet yatırımları çoğaldı.
Bir dönem İstanbul’un çeperindeki yoğun yapılaşmış işçi ve göçmen yerleşimi olarak görülen Bayrampaşa, giderek şehir merkezinin önemli parçalarından biri hâline geldi.

Forum İstanbul, IKEA, Koçtaş ve farklı büyük ticaret yatırımlarının bölgede yoğunlaşması da ilçenin ekonomik merkez olma özelliğini pekiştirdi.
Artık Bayrampaşa’nın meselesi yalnızca büyümek değildir.
Asıl mesele bundan sonra nitelikli büyümektir.
ŞİMDİ SORU ŞUDUR: BAYRAMPAŞA 2040’TA NASIL BİR İLÇE OLACAK?

Geçmişimizi anlatmak önemlidir.
Fakat geçmiş yalnızca övünmek için anlatılıyorsa eksiktir.
Tarih, geleceği kurmak için okunmalıdır.
Bayrampaşa bundan sonra sadece nüfus, bina ve ticaret hacmi üzerinden büyüyemez.
Yeni dönemde ilçenin önünde çok daha farklı meseleler bulunmaktadır.

Deprem güvenliği.
Kentsel dönüşüm.

Otopark.
Yeşil alan.
Trafik.

Yaşlanan yapı stoku.
Gençlerin eğitimi.
Uyuşturucu ve bağımlılıkla mücadele.

Kültür politikaları.
Esnafın dijital dönüşümü.
Göçmen hafızasının korunması.
Yaşlıların sosyal hayata katılımı.
Engelliler için erişilebilir şehir.

Yeni teknoloji alanlarında gençlere eğitim verilmesi.
Bunların her biri gelecek Bayrampaşa’nın temel meseleleridir.
Dolayısıyla bugünün belediyecilik anlayışı yalnızca kaldırım yapmak veya çöp toplamak değildir.
Şehir yönetmek artık insan, ekonomi, teknoloji, kültür, afet ve gelecek yönetmektir.

11 MAHALLE, 11 AYRI POTANSİYEL

Bayrampaşa’nın 11 mahallesinin her biri ayrı ayrı ele alınmalıdır:
Yenidoğan,
Vatan,
Orta,
Terazidere,
Altıntepsi,
Muratpaşa,
İsmetpaşa,
Yıldırım,
Kartaltepe,
Kocatepe,
Cevatpaşa.

Bir ilçeyi geleceğe hazırlamak istiyorsanız bütün mahallelere aynı reçeteyi uygulayamazsınız.
Her mahallenin nüfus yapısı farklıdır.
Yapı stoku farklıdır.
Ticari potansiyeli farklıdır.
Sosyal ihtiyaçları farklıdır.
Yeşil alan ihtiyacı farklıdır.

Dolayısıyla Bayrampaşa için 11 mahallelik ayrı gelişim haritası hazırlanmalıdır.
Hangi mahallede genç nüfus fazla?
Nerede yaşlı nüfus artıyor?
Hangi bölgelerde deprem riski yüksek?
Hangi mahallede yeşil alan açığı var?
Nerede küçük esnaf desteklenmeli?
Nerede kültür merkezi kurulmalı?
Nerede okul ihtiyacı var?
Şehircilik artık bunları veriyle görmek zorundadır.

BAYRAMPAŞA’YA BİR ŞEHİR HAFIZASI MERKEZİ YAKIŞIR

Bayrampaşa’nın Balkan geçmişi bugüne kadar hak ettiği ölçüde kurumsallaştırılmamıştır.
Oysa burada yaşayan ailelerin evlerinde yüzlerce yıllık bir hafıza bulunmaktadır.
Eski fotoğraflar.
Göç belgeleri.
Pasaportlar.
Tapular.
Mektuplar.
Balkanlardan getirilen eşyalar.
Aile hikâyeleri.
Göç yolları.
Türküler.
Yemek kültürü.
Düğün gelenekleri.

Bunların tamamı kayda geçirilmelidir.
Bayrampaşa’da bir Rumeli ve Göç Hafızası Merkezi kurulması, ilçeye yalnızca kültürel değil akademik bir kimlik de kazandırabilir.

Üniversitelerle iş birliği yapılarak Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Bosna-Hersek, Yunanistan ve diğer Balkan bölgelerinden Bayrampaşa’ya gelen ailelerin sözlü tarih kayıtları oluşturulabilir.
Çünkü dedeler gidiyor.
Nineler gidiyor.
Onlarla birlikte hafıza da gidiyor.
Bugün kaydetmediğimiz bir aile hikâyesini yarın hiçbir arşivden geri getiremeyebiliriz.

BAYRAMPAŞA BİR BALKAN-ANADOLU BULUŞMA MERKEZİ OLABİLİR

Bayrampaşa’nın Balkan kimliği sadece geçmişin hatırası olarak görülmemelidir.
Bu kimlik geleceğe dönük stratejik bir avantaja dönüştürülebilir.
Balkan ülkeleriyle ticaret yapan firmalar için merkezler kurulabilir.
Balkan şehirleriyle kardeş şehir ilişkileri geliştirilebilir.
Gençlik değişim programları yapılabilir.
Üniversiteler ve STK’lar arasında ortak çalışmalar düzenlenebilir.
Rumeli kültür festivalleri uluslararası boyuta taşınabilir.

Bayrampaşa böylece İstanbul’un Balkanlara açılan sosyal ve kültürel merkezlerinden biri olabilir.
Geçmişte Balkanlardan Bayrampaşa’ya insanlar geldi.
Gelecekte Bayrampaşa’dan Balkanlara bilgi, kültür, ticaret ve dostluk köprüleri gitmelidir.

BİR ŞEHİR BİNALARDAN DEĞİL, HAFIZADAN OLUŞUR

Bayrampaşa’nın bugün geldiği noktayı anlamak için büyük yapılara bakmak yetmez.
Asıl büyük hikâye insanlardadır.
Filibe’den bir bavulla gelen ailede…
Makedonya’dan gelip burada dükkân açan esnafta…
Bosna’dan göç ederek çocuklarını burada büyüten annede…
Anadolu’dan gelip fabrikada çalışan işçide…
Sabah namazından sonra dükkânının kepengini kaldıran esnafta…
Çocuğunu okutmak için yıllarca çalışan babada…
Mahallesini terk etmeyen yaşlıda…

Yeni fikirler kuran gençte…
Bayrampaşa budur.
Göçtür.
Emektir.
Dayanışmadır.
Üretimdir.
Hafızadır.

BAYRAMPAŞA’NIN GELECEĞİ GEÇMİŞİNİ UNUTMAMASINA BAĞLIDIR

Bayrampaşa bugün İstanbul’un gözde ilçelerinden biri olabilir.
Fakat bundan daha önemli bir hedefi olmalıdır:
İstanbul’un örnek şehirlerinden biri olmak.
Depreme dayanıklı.
Yeşil.
Güvenli.
Kültürlü.
Üreten.
Gençlerini geleceğe hazırlayan.
Yaşlılarına sahip çıkan.
Esnafını koruyan.
Teknolojiyi kullanan.
Tarihine sahip çıkan.
Balkanlarla bağlarını geliştiren.
Ve her şeyden önemlisi insanını merkeze alan bir Bayrampaşa…
Çünkü bir şehrin büyüklüğü gökdelenlerinin yüksekliğiyle ölçülmez.
İnsanına verdiği değerle ölçülür.
Bayrampaşa’nın geçmişinde bunun çok güçlü bir örneği vardır.
Bir zamanlar Balkanlardan yola çıkan insanlar buraya geldiler.
Çoğunun büyük sermayesi yoktu.
Ama emekleri vardı.
İnançları vardı.
Aileleri vardı.
Dayanışmaları vardı.
Ve umutları vardı.
Toprağı işlediler.
Atölye kurdular.
Dükkân açtılar.
Ev yaptılar.
Çocuk yetiştirdiler.
Bir mahalle kurdular.
Sonra o mahalleler birleşti.
Ve ortaya bugünkü Bayrampaşa çıktı.
İşte bundan dolayı Bayrampaşa’nın tarihini anlatırken yalnızca bir ilçenin tarihini anlatmıyoruz.
Bir milletin kaybettiği coğrafyalardan taşıdığı hafızayla yeniden kök salmasının hikâyesini anlatıyoruz.

Bayrampaşa’nın dününü göç yazdı.
Bugününü emek kurdu.
Yarınını ise akıl, bilim, kültür ve ortak şehir vizyonu belirleyecek.
Ve Bayrampaşa geçmişinden aldığı güçle geleceğini doğru kurabilirse, yalnız İstanbul’un yükselen yıldızı değil; Rumeli ile Anadolu’yu, geçmiş ile geleceği birbirine bağlayan örnek bir şehir merkezi olabilir.

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir